SIKÇA SORULAN SORULAR

KARNE KISKANÇLIĞI

O çocukların kendilerini başarısız hissetmemesi için yapılması gerekenler neler?

Çocuğun karne notlarındaki düşüklüğünün nedenleri araştırılmalı öncelikle. Karne notlarında düşüklük yeni mi? Bir süredir devam eden bir durum mu? Okulun ya da öğretmenin dikkatini çekecek ölçüde önemli bir sorun olarak ne zaman algılanmaya başlandı? Bu sorular yanıtlanmalı öncelikli olarak. Çünkü çocuklarda akademik başarı sorunu sıklıkla bir sürecin sonunda ortaya çıkmakta. Çocuğun duygusal sorunları, arkadaşlarıyla sorunları, uyku ya da iştah sorunları olabilir. Ya da bütün bunlardan ayrı olarak değerlendirilmesi gereken tıbbi, hormonal sorunları ortaya çıkmış ve henüz fark edilmemiş olabilir. Örneğin thyroid hormon dengesinde sorunlar ya da kansızlık tablosu çocuklarda ciddi algılama ve dikkat sorunu, isteksizlik yaratabilir. Başarısızlığın kaynağını belirlemek ve bununla ilgili önlemler alarak çocuğa destek olma gerekliliği nettir. Bu durum çocuğa hissettirilmelidir. Bir başka deyişle, anne baba olarak her olumsuz durumda çocuğa koşulsuz destek olacağımızı, sorunun ne olduğunu ortaya çıkarıp çözümü için ona yardım edecek gücümüzün olduğunu hissettirmek, çocukla ilişkimizi sağlamlaştırmak, güven tazelemek için iyi bir fırsattır aynı zamanda.

Her çocuğun farklı yetenekleri olduğunu, okuldaki notların doğrudan çocuğun yeteneklerini, başarısını göstermeyeceğini vurgulayarak, bu tür çocukları çalışmaya motive ettirecek şekilde nasıl yaklaşılmalı?

Karne notlarında izlenen düşüklüğün nedenleri araştırıldığında çocuğun başarılı olmasına engel durumlar ortaya konmuş oluyor. Okulun rehberlik birimi, öğretmen, pedagog ve Çocuk Psikiyatristi Uzmanı haberleşerek bu duruma bir tanım bulmalı. Çocuğun yetenekleri ya da daha az yetenekli olduğu alanlar belirlenirken çeşitli psikometrik testler, ruhsal muayene ve kan tahlillerinin değerlendirildiği geniş bir inceleme başlatılmalı. Bu noktada, çocuğun başarısızlığının “sadece onun suçu” olarak algılanmadığını görmek bile yeterince rahatlatıcı geliyor ve çocuğun bu yöndeki motivasyonunu artırıyor.

Karnesi iyi olanlar kötü olanlara nasıl bir yaklaşım sergiliyor, ne tür psikolojik ve fiziksel zararlar verebiliyor?

Çocuklar yaşıt ilişkilerinde zaman zaman empatik davranabiliyor ancak çevrelerindeki erişkinlerin de beklentilerine göre çocukların da beklentileri farklılık gösterebiliyor. Başarıya odaklanmış, sürekli başarılı örnekler veren ve başarısızlığı büyük bir değersizlik duygusu gibi algılayan erişkinlerle büyüyen çocuklar, karne notu düşük arkadaşlarını yargılayabilir, ağır biçimde eleştirebilir. Zaman zaman hakarete varan söylemlerde de bulunabilir. Bu durum “başarısız çocuk” için sosyal ve akademik motivasyonu düşüren, daha ileri değersizlik duyguları yaşatan bir ruh durumu ile kendini gösterebilir.

Arkadaşlarının değerlendirmeleri, bazen acımasız söylemleri çocuğun rahatsızlık düzeyini çok arttırdığında, Depresyon, Kaygı Bozuklukları, Uyum Bozuklukları gibi ruhsal rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.

Karnesi kötü olan çocuk, notları iyi ya da başarılı çocuklara karşı sıklıkla öfke duyar.

Yine bu duygunun kaynağı, ebeveyn ve çevre tutumudur. Çocuk, arkadaşlık ilişkisinin de önüne geçen, ciddi bir rekabet duygusu yaşamaya itilir sınava ve nota dönük değerlendirmelerde. Burada önemli olan, kendi iyi olduğu alanlarının ayrımında olması, kötü notlarının da düzeltilebileceğine inancının bulunması. Bunlar yoksa ve ebeveynler tarafından notlar ya da genel yetenekler sürekli karşılaştırılarak yetersizliği çocuğa hatırlatılmışsa yenik düştüğü duygusu ve beraberinde şiddetli öfke atakları yaşanabilir. Çocuk, bu öfke duygusuyla baş edemeyip iyi notları olan arkadaşlarına sözel ya da fiziksel zarar vermek yoluna gidebilir.

Karne kıskançlığı okul çağı sorunu gibi görünse de aslında ileride birer yetişkin olduklarında, toplumdaki davranışları açısından da ciddi tehlike oluşturan bir sorun mudur?

Karne kıskançlığı aslında içinde çocuğun çözemediği rekabet sorunlarını ve bununla ilişkili yetersizlik, değersizlik duygusunu barındırmaktadır. Notlarla değerlendirilen kişisel beceri düzeyi, başarı algısının yanlış bir yönetim şekli tamamen. İleri yıllarda zaten çocuk başarısız olduğunu, “diğerlerinin” başarılı ve yeterli olduğunu, çokça onaylanmakta olduklarını kanıksayabilir. Bu duygu, giderek kendisini kaybetmiş, itilmiş, işe yaramaz bir birey olduğu yönündeki algısını güçlendirir. Oluşan algı, oldukça büyük bir tehlike içerir. Çünkü işe yaramaz, beceriksiz olan, üretmeyen, toplum tarafından reddedilmiş bir kimlik gibi algılanır. Bir süre sonra çocuk ve yaşı büyüdükçe genç de böyle hissetmeye başlar.

Toplumun onayladığını dışlayan, aşağılayan, kendini farklı ve bir açıdan üstün gibi hissedeceği davranış biçimleri geliştirmeye başlayan genç, bu davranışın devamında duygusal olarak da kendini diğer bireylerden izole eder, olmadık yerlerde öfkeli ve gergin davranarak bireyleri aşağılamaya çalışır. Temel duygu, onların sıradan, kendisinin farklı olduğu gibi, aslında bir savunma duygusudur. Ancak genç ve sonrasında erişkin, kendini böyle rahat hissedecektir.

Başka kimlik özellikleri geliştirerek tümüyle uyum göstermeyi reddeden, öğrenim ve çalışma hayatını gereksiz ve ezici bulan insanlar da bu gruptan çıkabilmektedir.